Simi’nin de hemen her Yunan coğrafyası gibi mitolojik bir hikayesi var. Adını deniz tanrısı Poseidon’un eşinden alan ada, neredeyse 4 asır yönetildiği Osmanlılar zamanında da Sömbeki olarak anılmaya başlıyor. Roma ve Bizans gibi köklü medeniyetlerin yanı sıra uzun süre Rodos Şövalyeleri ve Osmanlıların himayesinde kalan Simi Adası’nın Yunanistan coğrafyasına dahil edilmesi ise 1948 yılında gerçekleşiyor. Symi Adası küçük bir ada olmasına rağmen hem tarih hem de doğasıyla eşsiz bir tatil vadediyor. Henüz gemideyken göreceğiniz Neo-klasik evlerin tablo havası verdiği silüetiyle diğer Yunan adalarından ayrılıyor. Sakin atmosferi ve muhteşem mimarisiyle ziyaretçileri büyüleyen Simi’nin saat kulesi 1881 yılında zamanın ünlü heykeltraşı Valsamis tarafından yapılmış olup, Kali Strata denilen renkli evlerle muhteşem bir fotoğraf fonu oluşturuyor. 2. Dünya Savaşı’nda ölen askerleri temsil eden Meçhul Asker Anıtı, Balıkçı Heykeli de bu fona ayrıca renk katıyor. Bu bölgede yel değirmenleri ile adanın en eski yapısı olan ve ST. John Şövalyeleri tarafından 15. yüzyılda inşa edilen kale, dik bir yamaç merdiveninden sonra sizi bekliyor. Yamaç boyunca dizilmiş evlerin hiçbiri komşusunun manzarasını ve güneşini kesmiyor, en tepeye çıktığınızda ise muhteşem bir manzara sizi bekliyor. Adanın çevresindeki küçük köylere ve koylardaki plajlara ise geminin shuttlelarını, taksi veya minibüs kullanarak ulaşabiliyorsunuz.

Simi’de mutlaka tadılması gereken ada lezzetlerinin başında mousakka, souvlaki ve gyros gibi tanıdık gelecek yemeklerin yanında, kabuklu olarak çıtır çıtır yenilen Simi karidesi geliyor. Ayrıca 1925’te açılan Nikolas Pastanesi, adanın yaşatılmaya çalışılan tarihi mekanlarından birisi. Tereyağlı halka şeklindeki çöreklerini mutlaka tatmalısınız. Bizim laz böreği adıyla bildiğimiz “galaktoboureko” yani sütlü börek Nikolas’taki meşhur tatlardan biri.